DOLAR 26,5363 2.95%
EURO 28,6156 2.75%
ALTIN 1.633,603,11
BITCOIN 6910032,45%
İstanbul
28°

AÇIK

04:43

İMSAK'A KALAN SÜRE

Tarihte Türk Yunan İlişkileri

Tarihte Türk Yunan İlişkileri

ABONE OL
11 Eylül 2023 20:34
Tarihte Türk Yunan İlişkileri
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bölüm 2
Bu barışın sağlanması öyle çabuk olmadı tabi. Aslında Anadoluyu bize açan savaş olan Pasinler savaşı ile başlayıp onlarca Selçuklu-Bizans savaşı yaşanmıştı 1048 den bu yana. Lakin İstanbul fethi bir savaştan öte hem egemen yapı kurulumu hem de dünyaya yön verme mücadelesi idi. Sayın İlber Ortaylı hocamız Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek adlı eserinde “Hiç kuşkusuz İstanbul’un fethinin büyük etkileri arasında, ölmekte olan bir dünya başkentinin yükselmesi ve Balkanlara yerleşen bir Müslüman imparatorluğunun biçimlenmesi vardır. Bu olay beklense, korkulsa, tahmin edilse bile ilk anda kolay hazmedilecek gibi değildi. Ayrıca bunun hazmının sadece Batı Hıristiyan dünyası için değil, Doğulular için de mesele olduğunu unutmayalım.” demiştir. 1461 yılında başka bir Rum Krallığı yine Fatih Sultan Mehmed Han tarafından tarihten egale edilecekti. Bu Karadeniz hükümdarlığı Osmanlı kuşatmasına fazla dayanamamıştı. 1500 yılına kadar yavaş yavaş bütün Yunanistan toprakları ele geçti. Mora, İnebahtı, Methon, Koron Şehzade Bayezid’in eline düştüler. Ama hiçbir vakit Osmanlının zulüm ettiği duyulmadı Balkan topraklarında. Artık barış hâkim olmalıydı. 1500 yılında başlayan barış havası 1770 yılına, Mora isyanına kadar sürecekti. Bu isyan Yunanistan’ın bağımsızlığını elde edeceği bir dizi isyanın başlangıcıydı. İşin ilginç tarafı Osmanlı Rus savaşı sırasında Kont Orlov kışkırtmasıyla çıkmış olması idi. Bu isyan kısa sürede bastırılıp halkın elindeki tüfek kılıç bıçak ne varsa toplanmıştı. 50 yıl sonra Mora’nın adı bir kez daha isyan ile gündeme geldi 1820 yılı Ali Paşa’nın kendi Yunan devletini kurmak istemesine sahne oldu. Ali paşa öldürülüp isyan kısmen bastırılsa da takvimler 1821 yılının Eylül ayının 23 ünü gösterdiğinde acı veren olaylar meydana geldi. Bu zulmün adı Tripoliçe katliamı idi. Yüzyıllardır Osmanlı himayesinde olan halk ve çeteler Müslüman Türk ve Arnavutlardan oluşan 8000 sivil ve 8000 Osmanlı askerini katletti. Bazı tarihçilere göre sivil sayısı 10.000 i geçmekteydi. İngiliz tarihçi Walter Alison Phillips’in aktardığına göre yaş ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin işkencelerle katledilen insanların naaşları nedeniyle Yunan komutan Kolokotronis’in atının ayakları kapıdan hisara kadar yere hiç dokunmamıştır. Cuma gününden Pazar gününe kadar çığlıkların kesilmediğini aktaran William St. Clair, “Yunanistan’daki Türkler arkalarında az iz bıraktılar. 1821 ilkbaharında dünyanın geri kalanı tarafından arkalarından gözyaşı dökülmeden ve fark edilmeden aniden yok oldular. Bir zamanlar Yunanistan’ın bütün ülkenin etrafına dağılmış büyük bir Türk nüfusuna sahip olduğuna bile inanmak zordu. Bu ailelerin arasında varlıklı çiftçiler, tüccarlar, memurlar yaşıyordu ve yüzlerce yıl boyunca burada yaşamış ve buraları kendi yurtları olarak kabul etmişlerdi… Kasıtlı ve acımasızca öldürüldüler ve hiçbir zaman pişmanlık gösterilmedi.”
Öylesine gözü dönmüşlerdi ki kendi katliamlarına karşı çıkan papazlarını ve vatandaşlarını bile katletmişlerdi. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. İsyanların bastırılması için uzun yıllar gerekecekti. Etniki Eterya (Filiki Eterya) denilen ve 1814 te kurulan sözde barış cemiyeti, fitne tohumlarını yayarak Osmanlı’nın Balkan hâkimiyetinin bitmesine çanak tutuyordu. Bu arada İngiltere- Fransa-Rusya 1827 de St. Petersburg Protokolü imzalayarak Yunanistan’ın bağımsız olmasını istiyorlardı. Aynı yıl bu üçlü Navarin Deniz Muharebesinde Osmanlı ve Mısır Birleşik donanmasını neredeyse yok etti. Bu sırada isyanlar ile uğraşan padişah II. Mahmud Vaka-i Hayriye gibi sorunlarla da uğraşıyordu. En nihayetinde Osmanlı Rus savaşında mağlup olmamız münasebetiyle imzalanan Edirne Anlaşması ile Yunanistan özerk bir prenslik oldu. 1830 yılı bağımsızlık yılı olacaktı. Yüzyıllar önce kazanılan ata toprakları birer birer elden gidiyordu. Evet 1897 de Osmanlı Yunan Savaşının galibi bizdik ama Girit Türklerini korumak amacıyla Atina’ya kadar olan seferimizi Rusların ve İngilizlerin uyarması ile sonlandırmak zorunda kaldık. Karşımıza İstanbul Anlaşması çıkıyor o tarihte ve Girit de özerkliğini kazanıyor. Bundan 11 yıl sonra 1908 tarihinde Girit kendini Yunanistan’a bağlıyor. Birinci Cihan Harbinden önce bir dizi anlaşmalarla Yunanistan sürekli toprak kazanmaya devam etti. Yaralı kurttan koparmak istediklerini teker teker aldı ve nihayetinde 1917 de Yunanistan da İttifak güçlerine savaş açarak Osmanlı Devletine de savaş açmış oldu. Şımarık çocuk lakabını hak edercesine sürekli tacizlerde bulundu Neuilly Anlaşması ile Batı Trakya Bulgar ve Yunanlılar arasında paylaşıldı. Dedeağaç ile birlikte tabiî ki.
Yıl 1919; Yunan kuvvetlerinin İzmir’e çıkışı Anadolu’da infial yaratmak ile kalmayıp Kurtuluş savaşının fitilini ateşlemiştir. Yıllar sonra Sir Winston (Leonard Spencer) Churchill hatıralarında, Yunanlıların İzmir işgaline izin verilmesinin İngiliz tarihinde çok büyük bir hata olarak kalacağını iletiyor. Paris’te bir akşam yemeğinde öğrendiği bu olay üzerine, Osmanlının neredeyse 500 yıl efendilik yaptığı bir ulusun Anadolu’ya ayak basmasını kabullenemeyeceğini bilen Churchil, o zamana kadar yenilgiyi kabul eden Türklerin silahlarını gönüllü olarak bıraktıklarını ama bu olay üzerine silahlarını kaçırdıklarını söylüyor. Başlarında bir savaş kurdu olan Mustafa Kemal’in gücüyle Türk ulusu karşısında hiç şanslarının olmadığını iletiyor. Tabiî ki kahraman Türk ordusu ve ulusu elindeki olanaksızlıklara rağmen bu savaşı kazanmayı bilmiştir. Avrupa’nın şımarık çocuğu ve maşası Yunanistan’ı geldikleri denize dökmüş olmamıza rağmen Lozan anlaşması ile elimizden giden Batı Trakya ve Adalar geri gelmedi. Ayrıca mübadele ile 1,3 milyon kişi göç etmek zorunda kaldı. Alamadığımız savaş tazminatı da cabası. Özellikle Kıbrıs sorunu iki ülke arasında gerilimin had safhada olduğu bir dönem oldu. Kıbrısta Rumların yaptığı katliamlar henüz çok taze. Tabiî ki rahmetli Necmettin Erbakan ve rahmetli Bülent Ecevit’in cesaretiyle yapılan Barış harekatı çok kritik bir müdahale olup, adada söz sahibi olmamızın önünü açtı.
Yakın cumhuriyet tarihimiz bile hep Yunan tacizleriyle geçti. Garantör konumunda olduğu Kıbrıs sorununun sürekli ısıtılıp önümüze gelmesi her fırsatta kriz yaratmaları, çözüm bekleyen Ege ve Akdeniz politikalarındaki tutumları, sınırları içinde barındırdıkları PKK kampları, Batı Trakya Türklerine uyguladıkları asimilasyon politikaları ve saymayı unuttuğum birçok gerilim yani kötü komşuluk bizi resmen ev sahibi yaptı. 20 yıldır izlenen savunma sanayi atılım politikaları sayesinde imdi dünyanın sayılı İHA ve SİHA üreticisi haline geldik. Kendi münhasır anlaşmalarımızı yapıp Doğal Gaz Petrol araştırma gemilerimiz ile kimseye gebe kalmadan milli atılım politikamızı yarattık. Üzerine kurulan oyunları ve masaları kabul eden değil, oyunları ve masaları kuran bir güç olmamız, şımarık komşumuzu sürekli tedirgin etmekte ve hem sosyal medyalarında hem de basın yayın organlarında manşetlerinin bizden oluşmasına neden olmaktadır. Yakın zamanda yaşadığı ekonomik krizlere, memur ve emekli maaşlarını ödeyememe durumuna gelmesine rağmen, Avrupa eliyle beslenen Yunanistan tarihteki bize karşı kullanılan maşa rolünü bir türlü görmüyor. Ege Denizinde mülteci teknelerini ölüme terk etmeleri Avrupa Parlamentosunun raporlarına girmesine rağmen hiçbir Avrupa devleti sesini çıkarmıyor. Ayrıca adalardaki askeri faaliyetler suç teşkil etmekte. Yani sabrımız iyiden iyiye sınanıyor. Lakin bilinmelidir ki rüzgâr eken fırtına biçer… Saygılarımla.
Araştırmacı Müslim Soysal
Kaynak: http://www.turkishgreek.org Fuat Aksoy
Server Tanilli Yüzyılların Gerçeği ve Mirası
İlber Ortaylı Osmanlıyı Yeniden Keşfetmek
Türk Yunan ilişkileri kronolojisi https://tr.wikipedia.org

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.